ya da Hasan Aycın'ın çizgi sanatı üzerine birkaç söz
Çizginin kelimelerini bir çizerin çizgileriyle inşa ettiği kelimeler olarak tarif edersek, çizgi-kelimeyi bir çizere odaklanarak düşünmeye çalışmak makul olacaktır.Bir çizer olarak Hasan Aycın’ın kelimeleri doğal olarak çizgileridir, çizgilerindedir. Çizgi-kelimeler onun doğrusu, doğrultusudur. Maruf olanın izini belirleyen ve betimleyen çizgi-kelimeler, sahih bir gönül örgüsünün ilmekleri gibidir. Hasan Aycın söylemeye çalıştığı ne varsa önce çizgi-kelimeleriyle söyler, çizgiye sığdıramadıklarını değişik türdeki yazı ve söyleşilerle dillendirir. Gönül lisanındaki kelimeler, kalemin sırrınca, kelimetullahın bereketiyle çizgiye gelir, çizgi-kelimelere dönüşür.
Hasan Aycın için her kelime bir mana ikliminin manidar esintilerini ihsas etmelidir. Kelimenin Sahibi kelimeyi büyük bir hikmet anlatısı olarak belirlemişse, onu muhakkak sahih, doğru, müstakim bir çizgiyle ifade edebilmek gerekir. Çizerin temel kaygısı, kelimelerin künhünü kelimetullahtan bir cüz olarak beyan edebilmek olmalıdır. Kelime, nefes gibi emanettir, heba edilmez ve emaneti gözü gibi koruma sorumluluğu Hasan Aycın için öncelikli ve vazgeçilmezdir.
Kelimeler, Sahibinin Kelimeleri olarak çizgiye geldiğinde çizerin imge ve simgelerine dönüşür. Çizgilerdeki imge ve simgeler çeşitli metaforlar eşliğinde kimi zaman düşlenmiş bir umut, kimi zaman düşünülmüş bir olgu, kimi zaman gözlemlenmiş bir hadise, kimi zaman etkilenilmiş bir kişi, kimi zaman hasreti çekilen bir dost, belki bir belde. Filistin kanayan yaradır örneğin, Nasrettin hoca bilgelik, yıldızlar sahabe, insanlığı kucaklayan hilalin altında ilerleyen ayak izleri istikamet, kılıksızlık teslimiyet, kimi hayvan figürleri nefsin katları, kimileri iman satıhları, kimi kareler varoluş anahtarı... gibi çeşitli imge ve simge çizgi-kelimelerde karşılık bulur. Önemli olan neyin anlatıldığıdır. Sanat kaygısı asla öncelenmez. Sanatsız da olmaz ama sanat, anlatılmak istenene sadece bir araçtır. Hasan Aycın anlatır, anlatmak ister, çizgi-kelimeler yoluyla anlatır. Sanatının yalın izahı burada saklı durur.
Her çizgi-kelime anlatılmak istenenin tezahürüyse anlatıya gelen bir hikayeyi içkin demektir; en azından çizerin muhayyilesinde öykülenmiş bir karşılığı vardır. Muhatabı hem çizgi-kelimenin kurguladığını anlamaya çalışır, hem çizerin muhayyilesini. Zira, Hasan Aycın’ın kendi hikayesi çizgilerinden, çizgilerin hikayesi Hasan Aycın’dan bağımsız düşünülemez. Her çizgi bizzat çizeridir, bir başkası değil, başka olaylar değil, çetrefil olgular değildir, çizgiye getirdiği bizzat kendisi, kendi muhayyilesidir, ödünç almaz, ödünç hikayeler kullanmaz, çizgisini kendi bakışıyla tezyin eder ve bakışını hiç kıskanmaz çizgilerinden. Tersine, çizgi-kelimelerini okuyanlara açar da açar ve çizgi-okuru, onun muhayyilesinden payına düşeni muhakkak bulur ve alır.
Hasan Aycın’ın çizgi-kelimeleri, özellikle müslüman bir tarihin, müslüman bir coğrafyanın, müslüman bir mirasın, müslüman bir medeniyetin büyük anlatısını hikaye eder durur. Kendi hikayesini yaşanmış bir geçmişin hikayesinden ayrı tutmaz, onu bugünün hikayesiyle, kendi hikayesiyle buluşturur. Süreğen, yılmaz ve yıkılmaz bir kendiliktir onun çizgiselleşmiş hikayeleri, kendine özgü ve özgün üslubuyla sahih değerler mirasına yeni/den hikayeler inşa eder; onları edep, adap, had, ibret, tefekkür, tezekkür ile işler, yani kendi ile işler. Kendiliğini ve kendi tanıklığını, çizgi-kelimeler ile işlerken, arz ve arş arasındaki herşeye nakşetmiş kelimetullahı kimi zaman bir mutasavvıf terbiyesiyle, kimi zaman bir mütefekkir idrakiyle, kimi zaman bir sanatkar rikkatiyle, kimi zaman bir çocuk masumiyetiyle şekillendirir.
Yeryüzündeki yaşamın bütün alanlarına öncelikle çizgi-kelimeler marifetiyle açılır ve büyük kainat kitabını okuyarak gönül yolculuğunu sürdürür. Yolculuğu süresince kelimeler salt çizgilerde değil, edebi metinlerinde ve söyleşilerinde de yerli yerindedir. Öylesine söylenmemişlerdir ve söylenmezler. Söyleşilerinde bir menkıbe anlatılırken de metinlerinde şiirsel söyleyişler serdedilirken de kelime çarçur edilmez. Kainatı var edenin büyük kitabı yine kainata bahşedilmiş kelimelerle okunur, lisanıyla dillenir. Kulbar, bocurgat, asa, gece yürüyüşü, katre, kılağı, sayha, sarp geçit gibi albüm başlıkları, öylesine söylenmemiş çizgi-kelimelerin künhüne nüfuz etmek için yeterli yol işaretleridir.
Hasan Aycın, son tahlilde, hakiki alemde yalın bir adem olarak kendidir ve aleme bırakıldığı zamanın hakkını vermek sorumluğuyla çizgi-kelimelerini hakikat çizgisine bırakır.
* Hamiş
Hasan Aycın bir sanatçıdır, ama derdinin sanatçısıdır. Sanat derdinde, sanatın derdinde değil; derdinin derdindedir. Derdi/umuru çizgisindedir, çizgisidir, çizgi sanatına yansıyandır, çizgi-kelimeleriyle yansıtabildiğidir.
Hasan Aycın, çizgi sanatıyla söyler. Çizgi sanatını söylemez. Sanat yapayım diye kaygılanmaz. Sanat yapamadım diye hayıflanmaz. Sanat, onun yapıp-ettiğidir. Sanatı, sadece kaygısının aracıdır. Kağıdını, kalemini, çizgisini/amelini imanıyla kuşanmıştır; daha çok marifet ve hakikate dair vukufiyet kesbeden irfani bir tefekkür çizgisidir onun çizgisi…
Güneşin altında, bir servinin gölgesinde, hepimizin Refik-i Alâ’sını/Yüce Dost’unu tefekkür ve tezekkürle çizer çizgisini, nefesini sahibine teslim edene dek de çizecek besbelli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder