10 Haziran 2026 Çarşamba

tambur mu tanbur mu?

Uzun yıllardır, Klasik Türk Müziği dinlerim. Keyif alırım. Sükûnet ve sekinet bulurum çoğu kez. Değişik sazlar eşliğinde icra edilen Türk müziğinin tavrını, rengini ve tınısını anlamaya çalışırım. Kitaplar karıştırır, konserlere giderim. Konu ile ilgili bir sohbete ya da bir programa rast gelirsem durur, dinlerim... Klasik müziğimize karşı heveskar tavrımı bilen bir dostumun tavsiyesiyle kendimi usul ve makam dersi alırken buldum. Birkaç dersin sonunda, teorik bilgiyi idrak edebilmek için bir enstrüman ile yakınlaşmam gerektiğini düşünmeye başladım. Klasik bir enstrüman, makam ve usuldeki renk ve tınıları anlamamı kolaylaştıracaktı. En azından öyle hissettim. Bir enstrümanı anlama çabası ona doğru biçimde dokunmak ve ondan doğru dokunuşların karşılığını almak demekti. Yetersiz ve eğitimsiz bir kulak ile bunu başarıp başaramayacağımdan emin değildim. Yine de denemeye değerdi. Kararımı kesinleştirdim.

9 Haziran 2026 Salı

çizgi-kelimeler

ya da Hasan Aycın'ın çizgi sanatı üzerine birkaç söz

Çizginin kelimelerini bir çizerin çizgileriyle inşa ettiği kelimeler olarak tarif edersek, çizgi-kelimeyi bir çizere odaklanarak düşünmeye çalışmak makul olacaktır.

Bir çizer olarak Hasan Aycın’ın kelimeleri doğal olarak çizgileridir, çizgilerindedir. Çizgi-kelimeler onun doğrusu, doğrultusudur. Maruf olanın izini belirleyen ve betimleyen çizgi-kelimeler, sahih bir gönül örgüsünün ilmekleri gibidir. Hasan Aycın söylemeye çalıştığı ne varsa önce çizgi-kelimeleriyle söyler, çizgiye sığdıramadıklarını değişik türdeki yazı ve söyleşilerle dillendirir. Gönül lisanındaki kelimeler, kalemin sırrınca, kelimetullahın bereketiyle çizgiye gelir, çizgi-kelimelere dönüşür.

8 Eylül 2025 Pazartesi

yakın diyarlar

“Şehir, yaşanmışlıkları hatırlatarak kendisini anlatmaya her daim hazırdır. Hikâyesine kulak verilirse canlanır, dinleyeni olursa kadim birikimini usanmadan dillendirir. Şehir oradadır, hikâyesi ve eserleriyle capcanlıdır; canı dokunulmayı bekler, dokunulmakla can bulur.”

Mete Çamdereli, Yakın Diyarlar eserinde, okuyucuyu İstanbul’un camilerinden başlayarak İznik’in kuytularından Kudüs’ün yaralı sessizliğine, Semerkand’ın ilim kokulu sokaklarına uzanan bir serüvene davet ediyor.

Yazar, gezip gördüğü camileri, türbeleri, çeşmeleri, şehirleri ve ülkeleri yakından inceleyerek bu mekânların estetik görünümlerini detaylıca tasvir eder; bu güzel ibadethanelerin ve mekânların kendisinde uyandırdığı duyguları, cemaat ruhunu, Allah’a teslimiyetin verdiği huzuru, yeni yerler görmenin verdiği hazzı okuyucuya aktarır. Ona göre her mekânın ve şehrin bir ruhu, bir hikâyesi vardır ve camiler, şehirlerin kimliğini taşıyan medeniyet mirasının vazgeçilmez temel yapı taşlarıdır. Attığı her adımda tarihin izlerini görür, gittiği her yerde aynı medeniyetin izlerini keşfeder.

Yakın Diyarlar, şehirlerine vuslat dileyenler için bir hasret derlemesidir.

7 Temmuz 2025 Pazartesi

bir aleti düşünmek

bir aleti düşünmek: tahra mı, nacak mı?

                                                                                                        'Elindeki nedir, ey Musa.' (Taha, 17)

İnsan güç yetiremediği işlerini aletle kolaylaştırmayı öğrendi ve o gün bu gündür aleti elinden bırakmadı. Her tür işi için ondan destek aldı, onun sayesinde zaman kazandı. Alet, onun işini kolaylaştırdıkça o daha fazlasını yapmak istedi. Aletleri çoğalttı ve onlara, güç, hız ve marifet kattı. Yetinmedi; zamanla daha fazlasını yaptı. Alet ilminde ve fenninde yol kat ettikçe ihtiyaçları da arttı. İhtiyaçları aletlere göre şekillenmeye başladı. Alet, bir yandan gelişirken bir yandan yapılacak işi belirliyor ve iş yapma biçimini etkiliyordu; deyim yerindeyse, işler ve iş yapma biçimleri, alete göre kabuk değiştiriyor ve onun isterlerine göre çeşitleniyordu. Önceleri yapılamayan ya da güçlükle yapılan işler madem aletle kolayca ve hızlıca yapılabiliyor, işleri aletlerle yapmak sürdürülmeli, aletler geliştirilmeli ve çeşitlendirilmeliydi. Öyle de oldu. İnsan aleti kullanarak işinde çokça hız kazandı ve zamandan daha çok istifade etti. Aletli işler artıkça aleti daha da geliştirdi ve çeşitlendirdi. Durmadı; neredeyse bütün işleri ve ihtiyaçları belirlemeyi ona bırakacak bir zaman dilimine erişti. Alet de, kendi işini kendi yapacak, ne yapacağına kendi karar verecek hale geldi.

4 Ocak 2025 Cumartesi

gölgenin çizgisi

Gölgenin çizgisi ya da gölgeyi çizgide/n okumak

Çizgi, bir uzama bırakılan imgesel bir izdir. Çeşitli figür ve şekiller aracılığıyla sanat ve iletişim ortamlarının olmazsa olmazıdır. Çizgisel görseller fiziki tasarımlar aracılığıyla uzama yansır; amaçlanmış imge ve simgeleri temsil ve tasvir ederler. Gölge olgusu da çizgisel tasarımlarda çokça kullanılan özerk ya da tamamlayıcı bir imgedir. Bu çalışmada, gölge imgesi çizgisel tasarımlardan okunmaya çalışılacaktır. Çizgi sanatından seçilen sınırlı sayıda ürünü, yapılacak çözümlemelerin inceleme nesnesi olarak belirledik. Bütünceyi oluşturan çizgiler, Hasan Aycın’ın gölge imgesi ile tasarladığı sayısız çizgiden birkaçıyla -rastlantısal olarak seçilmiş on çizgi- sınırlanmış ve söylem çözümlemesine tabi tutulmuştur. Bunu yapmaktaki amaç, çizgilerdeki gölgelerin imgesel iz ve izleklerini anlamak/anlamlamaktan ibarettir. Çözümlemeler sonucunda, tutsaklık ya da kımıltısızlıktan bilgelik ya da varoluşa, oradan nefs, sadakat ve mücadeleye dek çeşitli imgelere erişildi. Bütün bu imgeleri tekil bir imgeye indirmenin ya da tikel izlekler halinde kategorize etmenin imkansızlığı belirlenmiş oldu, ama aynı zamanda sanatçının gölge imgesini sürdürülebilir standart bir imge olarak tasarlamadığı da saptanmış oldu.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4349675

2 Ocak 2025 Perşembe

iznik, kuytu alem

İznik, kuytu âlem

Baharın son günleriydi. Sıcaklar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamıştı. Her yer gibi, İznik de sıcaktı. Yeni bir yurt edinmek niyetiyle oradaydık. Sakin ve dingin bir kasaba-şehirdi; önemli ölçüde şehirden izler taşıyor, köysel bir tazelik ve sükunet saklıyordu. Bazen şehir, bazen kasaba, bazen köy; tekmili birden. Sevmiştik orayı hayat arkadaşımla. Niyetimiz, kesin karara dönüştü ve bir dostumuzun zahmeti ve gayretiyle çok geçmeden mütevazı bir yer edindik. Yerleşiverdik. Sakinlik ve yavaşlık ilk izlenimlerimiz olarak gönül kayıtlarımıza düştü.

9 Aralık 2024 Pazartesi

bir kelime4

Bir kelimeyi düşünmek : Fen

"Sanatçı için alem bilgisinin hükmü, kendisi de Tanrı’nın bir kelimesi olarak alem içinde özel bir alem olma bilgisini amentüsüne dahil etmekten ibarettir” (Ömer Lekesiz)
“Herkes, bir fennin, bir sanatın fedaisidir. Ömrünü o yolda sarf eder” (Mevlana Celalettin-i Rumi)

Her kelime deneyim evreninin mütemmim cüzüdür; varlığı kaçınılmaz, yokluğu telafisizdir. Böylesi bir yargı, fen kelimesi için de geçerli. Yokluğunda, telafisi güç görünen bir kelime fen; kullanım yaygınlığı giderek yitiyor. Fenleri içkin Darül Fünun üniversite oldu. Fen liseleri henüz duruyorsa da, liselerde bağımsız fen bölümleri artık neredeyse hissedilmiyor. Fen fakülteleri tabiat bilimlerine dönüştü.

10 Eylül 2024 Salı

acem ülkesi

Acem ülkesinde eyleştim


Acem ülkesinde eyleşmek bugüne nasipmiş. Yıllar yılı hasretini çektiğim yakın bir diyarı görecek, zihin ve gönül coğrafyamın şehirlerine sokulacak, onlarla ramazan arifesinde, üç ayların serinliğinde hasbihal edecektim. Vuslat hasıl olduğunda, Mekke, Medine, Kudüs, Semerkant ve İstanbul görgüsüyle selamladım, hürmet arz ettim. Tahran’dan mukabele etti. Kavuşturana şükürden acizim.

*

Yanılmamışım, Tahran kalabalık bir başşehir ve oldukça hareketli; geniş yollar, upuzun caddeler, trafik sıkışıklığı, yayalar, çarşı pazar, park bahçe, sokak meydan, şehir mobilyaları... Dış cephelerdeki süsler, süslemeler, sanat yoğun mekanları fısıldar gibi... Şehre göz süzüyor ve kısıtlı zamanı bereketlendirebilmek için biraz acele ediyorum. Halka açık büyük parkın yanından nezih bir mekana, Gülistan Sarayı’na, namı diğer güneş bahçesine geçiyorum. Kaçar hanedanı

7 Temmuz 2024 Pazar

kelimeyi düşünmek

Allahın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir güç yoktur (Enam, 34)

Allah’ın kelimeleri tükenmez (Lokman, 27)

Birçok kelime biliyoruz; birçok kelimeyi telaffuz ediyor, birçok kelimeyle iletişim kuruyoruz. Kelimelerle ömür sürüyor; yazıyor, konuşuyor, düşünüyoruz. Kelimelersiz olamıyoruz, çünkü kelime, kaimdir ve kaim olana delildir. Hayata dair ne varsa kelimelerdedir. Kelimeler de hayatın her alanındadır. Bir ses, bir görüntü, bir koku, bir tat, bir his hemen kelime olur, kendini kelimede bulur ve muhatabına kelimeyle ulaşır. Kelime sözdür ve söze gelir; söz söyler, söz eder, seslenir, ifade eder.